Quran Touch

Cüz 27

Adh-Dhaariyat 51:31 – Al-Hadid 57:29 · 399 ayet

Aa
  1. 51:31

    ۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

    Qala fama khatbukum ayyuha almursaloona

    İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

  2. 51:32

    قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

    Qaloo inna orsilna ila qawmin mujrimeena

    Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

  3. 51:33

    لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

    Linursila AAalayhim hijaratan min teenin

    Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

  4. 51:34

    مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

    Musawwamatan AAinda rabbika lilmusrifeena

    Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

  5. 51:35

    فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Faakhrajna man kana feeha mina almumineena

    Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.

  6. 51:36

    فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    Fama wajadna feeha ghayra baytin mina almuslimeena

    Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.

  7. 51:37

    وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    Watarakna feeha ayatan lillatheena yakhafoona alAAathaba alaleema

    Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.

  8. 51:38

    وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    Wafee moosa ith arsalnahu ila firAAawna bisultanin mubeenin

    Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.

  9. 51:39

    فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    Fatawalla biruknihi waqala sahirun aw majnoonun

    Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.

  10. 51:40

    فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

    Faakhathnahu wajunoodahu fanabathnahum fee alyammi wahuwa muleemun

    Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

  11. 51:41

    وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

    Wafee AAadin ith arsalna AAalayhimu alrreeha alAAaqeema

    Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

  12. 51:42

    مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

    Ma tatharu min shayin atat AAalayhi illa jaAAalathu kaalrrameemi

    Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

  13. 51:43

    وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ

    Wafee thamooda ith qeela lahum tamattaAAoo hatta heenin

    Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.

  14. 51:44

    فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

    FaAAataw AAan amri rabbihim faakhathathumu alssaAAiqatu wahum yanthuroona

    Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.

  15. 51:45

    فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

    Fama istataAAoo min qiyamin wama kanoo muntasireena

    Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.

  16. 51:46

    وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ

    Waqawma noohin min qablu innahum kanoo qawman fasiqeena

    Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.

  17. 51:47

    وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

    Waalssamaa banaynaha biaydin wainna lamoosiAAoona

    Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.

  18. 51:48

    وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ

    Waalarda farashnaha faniAAma almahidoona

    Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!

  19. 51:49

    وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    Wamin kulli shayin khalaqna zawjayni laAAallakum tathakkaroona

    İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.

  20. 51:50

    فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    Fafirroo ila Allahi innee lakum minhu natheerun mubeenun

    De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

  21. 51:51

    وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    Wala tajAAaloo maAAa Allahi ilahan akhara innee lakum minhu natheerun mubeenun

    "Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

  22. 51:52

    كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    Kathalika ma ata allatheena min qablihim min rasoolin illa qaloo sahirun aw majnoonun

    Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.

  23. 51:53

    أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

    Atawasaw bihi bal hum qawmun taghoona

    Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.

  24. 51:54

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ

    Fatawalla AAanhum fama anta bimaloomin

    Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.

  25. 51:55

    وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Wathakkir fainna alththikra tanfaAAu almumineena

    Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.

  26. 51:56

    وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

    Wama khalaqtu aljinna waalinsa illa liyaAAbudooni

    Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.

  27. 51:57

    مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

    Ma oreedu minhum min rizqin wama oreedu an yutAAimooni

    Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.

  28. 51:58

    إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

    Inna Allaha huwa alrrazzaqu thoo alquwwati almateenu

    Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.

  29. 51:59

    فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

    Fainna lillatheena thalamoo thanooban mithla thanoobi ashabihim fala yastaAAjiloona

    Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.

  30. 51:60

    فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

    Fawaylun lillatheena kafaroo min yawmihimu allathee yooAAadoona

    Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!

  31. Sure At-Tur سُورَةُ الطور
  32. 52:1

    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلطُّورِ

    Waalttoori

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  33. 52:2

    وَكِتَٰبٍ مَّسْطُورٍ

    Wakitabin mastoorin

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  34. 52:3

    فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ

    Fee raqqin manshoorin

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  35. 52:4

    وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ

    Waalbayti almaAAmoori

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  36. 52:5

    وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ

    Waalssaqfi almarfooAAi

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  37. 52:6

    وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ

    Waalbahri almasjoori

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  38. 52:7

    إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ

    Inna AAathaba rabbika lawaqiAAun

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  39. 52:8

    مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ

    Ma lahu min dafiAAin

    Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

  40. 52:9

    يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا

    Yawma tamooru alssamao mawran

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

  41. 52:10

    وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا

    Wataseeru aljibalu sayran

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

  42. 52:11

    فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    Fawaylun yawmaithin lilmukaththibeena

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

  43. 52:12

    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

    Allatheena hum fee khawdin yalAAaboona

    Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

  44. 52:13

    يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

    Yawma yudaAAAAoona ila nari jahannama daAAAAan

    Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

  45. 52:14

    هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    Hathihi alnnaru allatee kuntum biha tukaththiboona

    Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

  46. 52:15

    أَفَسِحْرٌ هَٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

    Afasihrun hatha am antum la tubsiroona

    Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

  47. 52:16

    ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Islawha faisbiroo aw la tasbiroo sawaon AAalaykum innama tujzawna ma kuntum taAAmaloona

    Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

  48. 52:17

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَعِيمٍ

    Inna almuttaqeena fee jannatin wanaAAeemin

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

  49. 52:18

    فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

    Fakiheena bima atahum rabbuhum wawaqahum rabbuhum AAathaba aljaheemi

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

  50. 52:19

    كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Kuloo waishraboo haneean bima kuntum taAAmaloona

    Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

  51. 52:20

    مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ

    Muttakieena AAala sururin masfoofatin wazawwajnahum bihoorin AAeenin

    Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

  52. 52:21

    وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

    Waallatheena amanoo waittabaAAathum thurriyyatuhum bieemanin alhaqna bihim thurriyyatahum wama alatnahum min AAamalihim min shayin kullu imriin bima kasaba raheenun

    İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.

  53. 52:22

    وَأَمْدَدْنَٰهُم بِفَٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    Waamdadnahum bifakihatin walahmin mimma yashtahoona

    Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.

  54. 52:23

    يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ

    YatanazaAAoona feeha kasan la laghwun feeha wala tatheemun

    Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.

  55. 52:24

    ۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ

    Wayatoofu AAalayhim ghilmanun lahum kaannahum luluon maknoonun

    Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.

  56. 52:25

    وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    Waaqbala baAAduhum AAala baAAdin yatasaaloona

    Birbirlerine dönüp soruşurlar:

  57. 52:26

    قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

    Qaloo inna kunna qablu fee ahlina mushfiqeena

    "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

  58. 52:27

    فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

    Famanna Allahu AAalayna wawaqana AAathaba alssamoomi

    "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

  59. 52:28

    إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

    Inna kunna min qablu nadAAoohu innahu huwa albarru alrraheemu

    "Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

  60. 52:29

    فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

    Fathakkir fama anta biniAAmati rabbika bikahin wala majnoonin

    Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.

  61. 52:30

    أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ

    Am yaqooloona shaAAirun natarabbasu bihi rayba almanooni

    Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

  62. 52:31

    قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

    Qul tarabbasoo fainnee maAAakum mina almutarabbiseena

    De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."

  63. 52:32

    أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَٰمُهُم بِهَٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

    Am tamuruhum ahlamuhum bihatha am hum qawmun taghoona

    Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?

  64. 52:33

    أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

    Am yaqooloona taqawwalahu bal la yuminoona

    Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.

  65. 52:34

    فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

    Falyatoo bihadeethin mithlihi in kanoo sadiqeena

    Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.

  66. 52:35

    أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَٰلِقُونَ

    Am khuliqoo min ghayri shayin am humu alkhaliqoona

    Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?

  67. 52:36

    أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

    Am khalaqoo alssamawati waalarda bal la yooqinoona

    Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.

  68. 52:37

    أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ

    Am AAindahum khazainu rabbika am humu almusaytiroona

    Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?

  69. 52:38

    أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    Am lahum sullamun yastamiAAoona feehi falyati mustamiAAuhum bisultanin mubeenin

    Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.

  70. 52:39

    أَمْ لَهُ ٱلْبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ

    Am lahu albanatu walakumu albanoona

    Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?

  71. 52:40

    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

    Am tasaluhum ajran fahum min maghramin muthqaloona

    Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

  72. 52:41

    أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

    Am AAindahumu alghaybu fahum yaktuboona

    Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?

  73. 52:42

    أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ

    Am yureedoona kaydan faallatheena kafaroo humu almakeedoona

    Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.

  74. 52:43

    أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Am lahum ilahun ghayru Allahi subhana Allahi AAamma yushrikoona

    Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.

  75. 52:44

    وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ

    Wain yaraw kisfan mina alssamai saqitan yaqooloo sahabun markoomun

    Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.

  76. 52:45

    فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ

    Fatharhum hatta yulaqoo yawmahumu allathee feehi yusAAaqoona

    Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.

  77. 52:46

    يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    Yawma la yughnee AAanhum kayduhum shayan wala hum yunsaroona

    O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.

  78. 52:47

    وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Wainna lillatheena thalamoo AAathaban doona thalika walakinna aktharahum la yaAAlamoona

    Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.

  79. 52:48

    وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

    Waisbir lihukmi rabbika fainnaka biaAAyunina wasabbih bihamdi rabbika heena taqoomu

    Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;

  80. 52:49

    وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَٰرَ ٱلنُّجُومِ

    Wamina allayli fasabbihhu waidbara alnnujoomi

    Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.

  81. Sure An-Najm سُورَةُ النجم
  82. 53:1

    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ

    Waalnnajmi itha hawa

    Batmakta olan yıldıza and olsun ki,

  83. 53:2

    مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ

    Ma dalla sahibukum wama ghawa

    Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.

  84. 53:3

    وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ

    Wama yantiqu AAani alhawa

    O, kendiliğinden konuşmamaktadır.

  85. 53:4

    إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ

    In huwa illa wahyun yooha

    Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.

  86. 53:5

    عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ

    AAallamahu shadeedu alquwa

    Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

  87. 53:6

    ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ

    Thoo mirratin faistawa

    Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

  88. 53:7

    وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ

    Wahuwa bialofuqi alaAAla

    Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

  89. 53:8

    ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ

    Thumma dana fatadalla

    Sonra yaklaşmış ve inmiştir.

  90. 53:9

    فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ

    Fakana qaba qawsayni aw adna

    Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.

  91. 53:10

    فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ

    Faawha ila AAabdihi ma awha

    Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.

  92. 53:11

    مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ

    Ma kathaba alfuadu ma raa

    Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.

  93. 53:12

    أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

    Afatumaroonahu AAala ma yara

    Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?

  94. 53:13

    وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ

    Walaqad raahu nazlatan okhra

    And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

  95. 53:14

    عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ

    AAinda sidrati almuntaha

    And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

  96. 53:15

    عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ

    AAindaha jannatu almawa

    Orada Me'va cenneti vardır.

  97. 53:16

    إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ

    Ith yaghsha alssidrata ma yaghsha

    Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

  98. 53:17

    مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ

    Ma zagha albasaru wama tagha

    Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.

  99. 53:18

    لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ

    Laqad raa min ayati rabbihi alkubra

    And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.

  100. 53:19

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ

    Afaraaytumu allata waalAAuzza

    Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

  101. 53:20

    وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ

    Wamanata alththalithata alokhra

    Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

  102. 53:21

    أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ

    Alakumu alththakaru walahu alontha

    Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?

  103. 53:22

    تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ

    Tilka ithan qismatun deeza

    Öyleyse bu haksız bir paylaşma;

  104. 53:23

    إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ

    In hiya illa asmaon sammaytumooha antum waabaokum ma anzala Allahu biha min sultanin in yattabiAAoona illa alththanna wama tahwa alanfusu walaqad jaahum min rabbihimu alhuda

    Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.

  105. 53:24

    أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ

    Am lilinsani ma tamanna

    Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?

  106. 53:25

    فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ

    Falillahi alakhiratu waaloola

    Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.

  107. 53:26

    ۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ

    Wakam min malakin fee alssamawati la tughnee shafaAAatuhum shayan illa min baAAdi an yathana Allahu liman yashao wayarda

    Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

  108. 53:27

    إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ

    Inna allatheena la yuminoona bialakhirati layusammoona almalaikata tasmiyata alontha

    Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.

  109. 53:28

    وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا

    Wama lahum bihi min AAilmin in yattabiAAoona illa alththanna wainna alththanna la yughnee mina alhaqqi shayan

    Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.

  110. 53:29

    فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

    FaaAArid AAan man tawalla AAan thikrina walam yurid illa alhayata alddunya

    Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.

  111. 53:30

    ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ

    Thalika mablaghuhum mina alAAilmi inna rabbaka huwa aAAlamu biman dalla AAan sabeelihi wahuwa aAAlamu bimani ihtada

    Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.

  112. 53:31

    وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى

    Walillahi ma fee alssamawati wama fee alardi liyajziya allatheena asaoo bima AAamiloo wayajziya allatheena ahsanoo bialhusna

    Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

  113. 53:32

    ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ

    Allatheena yajtaniboona kabaira alithmi waalfawahisha illa allamama inna rabbaka wasiAAu almaghfirati huwa aAAlamu bikum ith anshaakum mina alardi waith antum ajinnatun fee butooni ommahatikum fala tuzakkoo anfusakum huwa aAAlamu bimani ittaqa

    Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

  114. 53:33

    أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ

    Afaraayta allathee tawalla

    Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

  115. 53:34

    وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ

    WaaAAta qaleelan waakda

    Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

  116. 53:35

    أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ

    aAAindahu AAilmu alghaybi fahuwa yara

    Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?

  117. 53:36

    أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ

    Am lam yunabba bima fee suhufi moosa

    Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

  118. 53:37

    وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ

    Waibraheema allathee waffa

    Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

  119. 53:38

    أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ

    Alla taziru waziratun wizra okhra

    Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;

  120. 53:39

    وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ

    Waan laysa lilinsani illa ma saAAa

    İnsan ancak çalıştığına erişir.

  121. 53:40

    وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ

    Waanna saAAyahu sawfa yura

    Onun çalışması şüphesiz görülecektir.

  122. 53:41

    ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ

    Thumma yujzahu aljazaa alawfa

    Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.

  123. 53:42

    وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ

    Waanna ila rabbika almuntaha

    Doğrusu son varış Rabbinedir.

  124. 53:43

    وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ

    Waannahu huwa adhaka waabka

    Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.

  125. 53:44

    وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

    Waannahu huwa amata waahya

    Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.

  126. 53:45

    وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ

    Waannahu khalaqa alzzawjayni alththakara waalontha

    Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

  127. 53:46

    مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ

    Min nutfatin itha tumna

    Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

  128. 53:47

    وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ

    Waanna AAalayhi alnnashata alokhra

    Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.

  129. 53:48

    وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ

    Waannahu huwa aghna waaqna

    Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.

  130. 53:49

    وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ

    Waannahu huwa rabbu alshshiAAra

    Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.

  131. 53:50

    وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ

    Waannahu ahlaka AAadan aloola

    İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.

  132. 53:51

    وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ

    Wathamooda fama abqa

    İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.

  133. 53:52

    وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ

    Waqawma noohin min qablu innahum kanoo hum athlama waatgha

    Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.

  134. 53:53

    وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ

    Waalmutafikata ahwa

    Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.

  135. 53:54

    فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ

    Faghashshaha ma ghashsha

    Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.

  136. 53:55

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ

    Fabiayyi alai rabbika tatamara

    Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?

  137. 53:56

    هَٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ

    Hatha natheerun mina alnnuthuri aloola

    İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.

  138. 53:57

    أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ

    Azifati alazifatu

    Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.

  139. 53:58

    لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ

    Laysa laha min dooni Allahi kashifatun

    Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.

  140. 53:59

    أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

    Afamin hatha alhadeethi taAAjaboona

    Bu söze mi şaşıyorsunuz?

  141. 53:60

    وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

    Watadhakoona wala tabkoona

    Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.

  142. 53:61

    وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ

    Waantum samidoona

    Habersiz oyalanmaktasınız.

  143. 53:62 ۩ Secde

    فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩

    Faosjudoo lillahi waoAAbudoo

    Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.

  144. Sure Al-Qamar سُورَةُ القمر
  145. 54:1

    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ

    Iqtarabati alssaAAatu wainshaqqa alqamaru

    Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

  146. 54:2

    وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ

    Wain yaraw ayatan yuAAridoo wayaqooloo sihrun mustamirrun

    Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

  147. 54:3

    وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ

    Wakaththaboo waittabaAAoo ahwaahum wakullu amrin mustaqirrun

    Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.

  148. 54:4

    وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

    Walaqad jaahum mina alanbai ma feehi muzdajarun

    And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

  149. 54:5

    حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ

    Hikmatun balighatun fama tughnee alnnuthuru

    Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.

  150. 54:6

    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ

    Fatawalla AAanhum yawma yadAAu alddaAAi ila shayin nukurin

    Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;

  151. 54:7

    خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ

    KhushshaAAan absaruhum yakhrujoona mina alajdathi kaannahum jaradun muntashirun

    Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

  152. 54:8

    مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

    MuhtiAAeena ila alddaAAi yaqoolu alkafiroona hatha yawmun AAasirun

    Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

  153. 54:9

    ۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ

    Kaththabat qablahum qawmu noohin fakaththaboo AAabdana waqaloo majnoonun waizdujira

    Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.

  154. 54:10

    فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ

    FadaAAa rabbahu annee maghloobun faintasir

    O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.

  155. 54:11

    فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ

    Fafatahna abwaba alssamai bimain munhamirin

    Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

  156. 54:12

    وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

    Wafajjarna alarda AAuyoonan failtaqa almao AAala amrin qad qudira

    Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

  157. 54:13

    وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ

    Wahamalnahu AAala thati alwahin wadusurin

    Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

  158. 54:14

    تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ

    Tajree biaAAyunina jazaan liman kana kufira

    Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

  159. 54:15

    وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Walaqad taraknaha ayatan fahal min muddakirin

    And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

  160. 54:16

    فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fakayfa kana AAathabee wanuthuri

    Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  161. 54:17

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Walaqad yassarna alqurana lilththikri fahal min muddakirin

    And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  162. 54:18

    كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Kaththabat AAadun fakayfa kana AAathabee wanuthuri

    Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  163. 54:19

    إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ

    Inna arsalna AAalayhim reehan sarsaran fee yawmi nahsin mustamirrin

    Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

  164. 54:20

    تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ

    TanziAAu alnnasa kaannahum aAAjazu nakhlin munqaAAirin

    Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

  165. 54:21

    فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fakayfa kana AAathabee wanuthuri

    Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  166. 54:22

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Walaqad yassarna alqurana lilththikri fahal min muddakirin

    And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  167. 54:23

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

    Kaththabat thamoodu bialnnuthuri

    Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

  168. 54:24

    فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ

    Faqaloo abasharan minna wahidan nattabiAAuhu inna ithan lafee dalalin wasuAAurin

    "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

  169. 54:25

    أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

    Aolqiya alththikru AAalayhi min baynina bal huwa kaththabun ashirun

    "İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

  170. 54:26

    سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ

    SayaAAlamoona ghadan mani alkaththabu alashiru

    Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.

  171. 54:27

    إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ

    Inna mursiloo alnnaqati fitnatan lahum fairtaqibhum waistabir

    Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;

  172. 54:28

    وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ

    Wanabbihum anna almaa qismatun baynahum kullu shirbin muhtadarun

    Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

  173. 54:29

    فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

    Fanadaw sahibahum fataAAata faAAaqara

    Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

  174. 54:30

    فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fakayfa kana AAathabee wanuthuri

    Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

  175. 54:31

    إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ

    Inna arsalna AAalayhim sayhatan wahidatan fakanoo kahasheemi almuhtathiri

    Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

  176. 54:32

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Walaqad yassarna alqurana lilththikri fahal min muddakirin

    And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  177. 54:33

    كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ

    Kaththabat qawmu lootin bialnnuthuri

    Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

  178. 54:34

    إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍ

    Inna arsalna AAalayhim hasiban illa ala lootin najjaynahum bisaharin

    Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

  179. 54:35

    نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ

    NiAAmatan min AAindina kathalika najzee man shakara

    Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

  180. 54:36

    وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ

    Walaqad antharahum batshatana fatamaraw bialnnuthuri

    Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

  181. 54:37

    وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Walaqad rawadoohu AAan dayfihi fatamasna aAAyunahum fathooqoo AAathabee wanuthuri

    And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

  182. 54:38

    وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ

    Walaqad sabbahahum bukratan AAathabun mustaqirrun

    And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

  183. 54:39

    فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ

    Fathooqoo AAathabee wanuthuri

    "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

  184. 54:40

    وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Walaqad yassarna alqurana lilththikri fahal min muddakirin

    And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

  185. 54:41

    وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ

    Walaqad jaa ala firAAawna alnnuthuru

    And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

  186. 54:42

    كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ

    Kaththaboo biayatina kulliha faakhathnahum akhtha AAazeezin muqtadirin

    Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

  187. 54:43

    أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ

    Akuffarukum khayrun min olaikum am lakum baraatun fee alzzuburi

    Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

  188. 54:44

    أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ

    Am yaqooloona nahnu jameeAAun muntasirun

    Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

  189. 54:45

    سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

    Sayuhzamu aljamAAu wayuwalloona alddubura

    Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

  190. 54:46

    بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

    Bali alssaAAatu mawAAiduhum waalssaAAatu adha waamarru

    Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

  191. 54:47

    إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ

    Inna almujrimeena fee dalalin wasuAAurin

    Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

  192. 54:48

    يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ

    Yawma yushaboona fee alnnari AAala wujoohihim thooqoo massa saqara

    Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

  193. 54:49

    إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍ

    Inna kulla shayin khalaqnahu biqadarin

    Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

  194. 54:50

    وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ

    Wama amruna illa wahidatun kalamhin bialbasari

    Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.

  195. 54:51

    وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

    Walaqad ahlakna ashyaAAakum fahal min muddakirin

    And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?

  196. 54:52

    وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ

    Wakullu shayin faAAaloohu fee alzzuburi

    İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.

  197. 54:53

    وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ

    Wakullu sagheerin wakabeerin mustatarun

    Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.

  198. 54:54

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَهَرٍ

    Inna almuttaqeena fee jannatin wanaharin

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

  199. 54:55

    فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ

    Fee maqAAadi sidqin AAinda maleekin muqtadirin

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

  200. Sure Ar-Rahmaan سُورَةُ الرحمن
  201. 55:1

    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلرَّحْمَٰنُ

    Alrrahmanu

    Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti;

  202. 55:2

    عَلَّمَ ٱلْقُرْءَانَ

    AAallama alqurana

    Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti;

  203. 55:3

    خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ

    Khalaqa alinsana

    İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.

  204. 55:4

    عَلَّمَهُ ٱلْبَيَانَ

    AAallamahu albayana

    İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.

  205. 55:5

    ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ

    Alshshamsu waalqamaru bihusbanin

    Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.

  206. 55:6

    وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ

    Waalnnajmu waalshshajaru yasjudani

    Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler.

  207. 55:7

    وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلْمِيزَانَ

    Waalssamaa rafaAAaha wawadaAAa almeezana

    O, göğü yükseltmiştir; tartıyı koymuştur.

  208. 55:8

    أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ

    Alla tatghaw fee almeezani

    Artık tartıda tecavüz etmeyin.

  209. 55:9

    وَأَقِيمُوا۟ ٱلْوَزْنَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا۟ ٱلْمِيزَانَ

    Waaqeemoo alwazna bialqisti wala tukhsiroo almeezana

    Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.

  210. 55:10

    وَٱلْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ

    Waalarda wadaAAaha lilanami

    Allah, yeri yaratıkları için meydana getirmiştir.

  211. 55:11

    فِيهَا فَٰكِهَةٌ وَٱلنَّخْلُ ذَاتُ ٱلْأَكْمَامِ

    Feeha fakihatun waalnnakhlu thatu alakmami

    Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır.

  212. 55:12

    وَٱلْحَبُّ ذُو ٱلْعَصْفِ وَٱلرَّيْحَانُ

    Waalhabbu thoo alAAasfi waalrrayhani

    Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır.

  213. 55:13

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Ey insanlar ve cinler! Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  214. 55:14

    خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ كَٱلْفَخَّارِ

    Khalaqa alinsana min salsalin kaalfakhkhari

    O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.

  215. 55:15

    وَخَلَقَ ٱلْجَآنَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ

    Wakhalaqa aljanna min marijin min narin

    Cinleri de yalın bir alevden yaratmıştır.

  216. 55:16

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken; Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  217. 55:17

    رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ

    Rabbu almashriqayni warabbu almaghribayni

    O, iki doğunun Rabbidir, iki batının Rabbidir.

  218. 55:18

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  219. 55:19

    مَرَجَ ٱلْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ

    Maraja albahrayni yaltaqiyani

    Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmamak üzere salıvermiştir.

  220. 55:20

    بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ

    Baynahuma barzakhun la yabghiyani

    Aralarında bir engel vardır; birbirinin sınırını aşamazlar.

  221. 55:21

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  222. 55:22

    يَخْرُجُ مِنْهُمَا ٱللُّؤْلُؤُ وَٱلْمَرْجَانُ

    Yakhruju minhuma alluluo waalmarjanu

    Bu iki denizden de inci ve mercan çıkar.

  223. 55:23

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  224. 55:24

    وَلَهُ ٱلْجَوَارِ ٱلْمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلْبَحْرِ كَٱلْأَعْلَٰمِ

    Walahu aljawari almunshaatu fee albahri kaalaAAlami

    Denizde yürüyen dağlar gibi gemiler O'nundur.

  225. 55:25

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  226. 55:26

    كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

    Kullu man AAalayha fanin

    Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.

  227. 55:27

    وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ

    Wayabqa wajhu rabbika thoo aljalali waalikrami

    Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.

  228. 55:28

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  229. 55:29

    يَسْـَٔلُهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِى شَأْنٍ

    Yasaluhu man fee alssamawati waalardi kulla yawmin huwa fee shanin

    Göklerde ve yerde olan kimseler her şeyi O'ndan isterler; O her an kainata tasarruf etmektedir.

  230. 55:30

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  231. 55:31

    سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ

    Sanafrughu lakum ayyuha alththaqalani

    Ey insan ve cin toplulukları! Sizin de hesabınızı ele alacağız.

  232. 55:32

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  233. 55:33

    يَٰمَعْشَرَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنِ ٱسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا۟ مِنْ أَقْطَارِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ فَٱنفُذُوا۟ ۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَٰنٍ

    Ya maAAshara aljinni waalinsi ini istataAAtum an tanfuthoo min aqtari alssamawati waalardi faonfuthoo la tanfuthoona illa bisultanin

    Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama Allah'ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsiniz ki!

  234. 55:34

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  235. 55:35

    يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِّن نَّارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ

    Yursalu AAalaykuma shuwathun min narin wanuhasun fala tantasirani

    Ey insanlar ve cinler! Üzerinize dumansız bir alev ve ateşsiz bir duman gönderilir de kurtulamazsınız.

  236. 55:36

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  237. 55:37

    فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَٱلدِّهَانِ

    Faitha inshaqqati alssamao fakanat wardatan kaalddihani

    Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman haliniz nice olur?

  238. 55:38

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  239. 55:39

    فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُسْـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ إِنسٌ وَلَا جَآنٌّ

    Fayawmaithin la yusalu AAan thanbihi insun wala jannun

    O gün ne insana ve ne cine suçu sorulur.

  240. 55:40

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  241. 55:41

    يُعْرَفُ ٱلْمُجْرِمُونَ بِسِيمَٰهُمْ فَيُؤْخَذُ بِٱلنَّوَٰصِى وَٱلْأَقْدَامِ

    YuAArafu almujrimoona biseemahum fayukhathu bialnnawasee waalaqdami

    Suçlular simalarından tanınırlar da, alın saçlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

  242. 55:42

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  243. 55:43

    هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِهَا ٱلْمُجْرِمُونَ

    Hathihi jahannamu allatee yukaththibu biha almujrimoona

    İşte suçluların yalanladıkları cehennem budur.

  244. 55:44

    يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ ءَانٍ

    Yatoofoona baynaha wabayna hameemin anin

    Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar.

  245. 55:45

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  246. 55:46

    وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ

    Waliman khafa maqama rabbihi jannatani

    Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır.

  247. 55:47

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  248. 55:48

    ذَوَاتَآ أَفْنَانٍ

    Thawata afnanin

    Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur.

  249. 55:49

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  250. 55:50

    فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ

    Feehima AAaynani tajriyani

    Bu cennetlerden akan iki kaynak vardır.

  251. 55:51

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  252. 55:52

    فِيهِمَا مِن كُلِّ فَٰكِهَةٍ زَوْجَانِ

    Feehima min kulli fakihatin zawjani

    Bu cennetlerde türlü meyveden çift çift vardır.

  253. 55:53

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  254. 55:54

    مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشٍۭ بَطَآئِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ ۚ وَجَنَى ٱلْجَنَّتَيْنِ دَانٍ

    Muttakieena AAala furushin batainuha min istabraqin wajana aljannatayni danin

    Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar; iki cennetin meyvelerini de kolayca toplarlar.

  255. 55:55

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  256. 55:56

    فِيهِنَّ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّ

    Feehinna qasiratu alttarfi lam yatmithhunna insun qablahum wala jannun

    Orada, bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır.

  257. 55:57

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  258. 55:58

    كَأَنَّهُنَّ ٱلْيَاقُوتُ وَٱلْمَرْجَانُ

    Kaannahunna alyaqootu waalmarjanu

    Onlar yakut ve mercan gibidirler.

  259. 55:59

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  260. 55:60

    هَلْ جَزَآءُ ٱلْإِحْسَٰنِ إِلَّا ٱلْإِحْسَٰنُ

    Hal jazao alihsani illa alihsanu

    İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?

  261. 55:61

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  262. 55:62

    وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ

    Wamin doonihima jannatani

    Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.

  263. 55:63

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  264. 55:64

    مُدْهَآمَّتَانِ

    Mudhammatani

    Renkleri koyu yeşildir.

  265. 55:65

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  266. 55:66

    فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ

    Feehima AAaynani naddakhatani

    İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.

  267. 55:67

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  268. 55:68

    فِيهِمَا فَٰكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ

    Feehima fakihatun wanakhlun warummanun

    İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır.

  269. 55:69

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  270. 55:70

    فِيهِنَّ خَيْرَٰتٌ حِسَانٌ

    Feehinna khayratun hisanun

    Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır.

  271. 55:71

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  272. 55:72

    حُورٌ مَّقْصُورَٰتٌ فِى ٱلْخِيَامِ

    Hoorun maqsooratun fee alkhiyami

    Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır.

  273. 55:73

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  274. 55:74

    لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَآنٌّ

    Lam yatmithhunna insun qablahum wala jannun

    Onlara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır.

  275. 55:75

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  276. 55:76

    مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِىٍّ حِسَانٍ

    Muttakieena AAala rafrafin khudrin waAAabqariyyin hisanin

    Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulade işlemeli döşeklere yaslanırlar.

  277. 55:77

    فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

    Fabiayyi alai rabbikuma tukaththibani

    Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

  278. 55:78

    تَبَٰرَكَ ٱسْمُ رَبِّكَ ذِى ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ

    Tabaraka ismu rabbika thee aljalali waalikrami

    Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir!

  279. Sure Al-Waaqia سُورَةُ الواقعة
  280. 56:1

    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

    Itha waqaAAati alwaqiAAatu

    Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

  281. 56:2

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    Laysa liwaqAAatiha kathibatun

    Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

  282. 56:3

    خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

    Khafidatun rafiAAatun

    Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

  283. 56:4

    إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا

    Itha rujjati alardu rajjan

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

  284. 56:5

    وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا

    Wabussati aljibalu bassan

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

  285. 56:6

    فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا

    Fakanat habaan munbaththan

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

  286. 56:7

    وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَٰثَةً

    Wakuntum azwajan thalathatan

    Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

  287. 56:8

    فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

    Faashabu almaymanati ma ashabu almaymanati

    İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

  288. 56:9

    وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

    Waashabu almashamati ma ashabu almashamati

    Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

  289. 56:10

    وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

    Waalssabiqoona alssabiqoona

    İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.

  290. 56:11

    أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

    Olaika almuqarraboona

    Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

  291. 56:12

    فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Fee jannati alnnaAAeemi

    Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

  292. 56:13

    ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    Thullatun mina alawwaleena

    Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

  293. 56:14

    وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Waqaleelun mina alakhireena

    Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

  294. 56:15

    عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

    AAala sururin mawdoonatin

    Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

  295. 56:16

    مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

    Muttakieena AAalayha mutaqabileena

    Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

  296. 56:17

    يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ

    Yatoofu AAalayhim wildanun mukhalladoona

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

  297. 56:18

    بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

    Biakwabin waabareeqa wakasin min maAAeenin

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

  298. 56:19

    لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    La yusaddaAAoona AAanha wala yunzifoona

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

  299. 56:20

    وَفَٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    Wafakihatin mimma yatakhayyaroona

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

  300. 56:21

    وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    Walahmi tayrin mimma yashtahoona

    Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

  301. 56:22

    وَحُورٌ عِينٌ

    Wahoorun AAeenun

    İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

  302. 56:23

    كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

    Kaamthali allului almaknooni

    İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

  303. 56:24

    جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Jazaan bima kanoo yaAAmaloona

    İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

  304. 56:25

    لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

    La yasmaAAoona feeha laghwan wala tatheeman

    Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.

  305. 56:26

    إِلَّا قِيلًا سَلَٰمًا سَلَٰمًا

    Illa qeelan salaman salaman

    Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

  306. 56:27

    وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

    Waashabu alyameeni ma ashabu alyameeni

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  307. 56:28

    فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

    Fee sidrin makhdoodin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  308. 56:29

    وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

    Watalhin mandoodin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  309. 56:30

    وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

    Wathillin mamdoodin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  310. 56:31

    وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ

    Wamain maskoobin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  311. 56:32

    وَفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

    Wafakihatin katheeratin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  312. 56:33

    لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

    La maqtooAAatin wala mamnooAAatin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  313. 56:34

    وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

    Wafurushin marfooAAatin

    Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

  314. 56:35

    إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءً

    Inna anshanahunna inshaan

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

  315. 56:36

    فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

    FajaAAalnahunna abkaran

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

  316. 56:37

    عُرُبًا أَتْرَابًا

    AAuruban atraban

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

  317. 56:38

    لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Liashabi alyameeni

    Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

  318. 56:39

    ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    Thullatun mina alawwaleena

    Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

  319. 56:40

    وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Wathullatun mina alakhireena

    Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

  320. 56:41

    وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

    Waashabu alshshimali ma ashabu alshshimali

    Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

  321. 56:42

    فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

    Fee samoomin wahameemin

    İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

  322. 56:43

    وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

    Wathillin min yahmoomin

    İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

  323. 56:44

    لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

    La baridin wala kareemin

    İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

  324. 56:45

    إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

    Innahum kanoo qabla thalika mutrafeena

    Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

  325. 56:46

    وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

    Wakanoo yusirroona AAala alhinthi alAAatheemi

    Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

  326. 56:47

    وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    Wakanoo yaqooloona aitha mitna wakunna turaban waAAithaman ainna lamabAAoothoona

    Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"

  327. 56:48

    أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    Awa abaona alawwaloona

    "Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"

  328. 56:49

    قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ

    Qul inna alawwaleena waalakhireena

    De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

  329. 56:50

    لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    LamajmooAAoona ila meeqati yawmin maAAloomin

    De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

  330. 56:51

    ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

    Thumma innakum ayyuha alddalloona almukaththiboona

    Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!

  331. 56:52

    لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

    Laakiloona min shajarin min zaqqoomin

    Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.

  332. 56:53

    فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    Famalioona minha albutoona

    Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;

  333. 56:54

    فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

    Fashariboona AAalayhi mina alhameemi

    Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;

  334. 56:55

    فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

    Fashariboona shurba alheemi

    Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;

  335. 56:56

    هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

    Hatha nuzuluhum yawma alddeeni

    İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.

  336. 56:57

    نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

    Nahnu khalaqnakum falawla tusaddiqoona

    Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?

  337. 56:58

    أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    Afaraaytum ma tumnoona

    Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

  338. 56:59

    ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

    Aantum takhluqoonahu am nahnu alkhaliqoona

    Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

  339. 56:60

    نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    Nahnu qaddarna baynakumu almawta wama nahnu bimasbooqeena

    Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

  340. 56:61

    عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

    AAala an nubaddila amthalakum wanunshiakum fee ma la taAAlamoona

    Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

  341. 56:62

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

    Walaqad AAalimtumu alnnashata aloola falawla tathakkaroona

    And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?

  342. 56:63

    أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    Afaraaytum ma tahruthoona

    Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

  343. 56:64

    ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

    Aantum tazraAAoonahu am nahnu alzzariAAoona

    Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

  344. 56:65

    لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    Law nashao lajaAAalnahu hutaman fathaltum tafakkahoona

    Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

  345. 56:66

    إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

    Inna lamughramoona

    Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

  346. 56:67

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    Bal nahnu mahroomoona

    Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

  347. 56:68

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

    Afaraaytumu almaa allathee tashraboona

    Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

  348. 56:69

    ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

    Aantum anzaltumoohu mina almuzni am nahnu almunziloona

    Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

  349. 56:70

    لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    Law nashao jaAAalnahu ojajan falawla tashkuroona

    Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?

  350. 56:71

    أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

    Afaraaytumu alnnara allatee tooroona

    Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

  351. 56:72

    ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

    Aantum anshatum shajarataha am nahnu almunshioona

    Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

  352. 56:73

    نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَٰعًا لِّلْمُقْوِينَ

    Nahnu jaAAalnaha tathkiratan wamataAAan lilmuqweena

    Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.

  353. 56:74

    فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    Fasabbih biismi rabbika alAAatheemi

    Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

  354. 56:75

    ۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

    Fala oqsimu bimawaqiAAi alnnujoomi

    Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

  355. 56:76

    وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    Wainnahu laqasamun law taAAlamoona AAatheemun

    Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

  356. 56:77

    إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ

    Innahu laquranun kareemun

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

  357. 56:78

    فِى كِتَٰبٍ مَّكْنُونٍ

    Fee kitabin maknoonin

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

  358. 56:79

    لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

    La yamassuhu illa almutahharoona

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

  359. 56:80

    تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Tanzeelun min rabbi alAAalameena

    Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

  360. 56:81

    أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    Afabihatha alhadeethi antum mudhinoona

    Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?

  361. 56:82

    وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    WatajAAaloona rizqakum annakum tukaththiboona

    Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?

  362. 56:83

    فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

    Falawla itha balaghati alhulqooma

    Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

  363. 56:84

    وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

    Waantum heenaithin tanthuroona

    Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

  364. 56:85

    وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    Wanahnu aqrabu ilayhi minkum walakin la tubsiroona

    Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

  365. 56:86

    فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

    Falawla in kuntum ghayra madeeneena

    Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

  366. 56:87

    تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    TarjiAAoonaha in kuntum sadiqeena

    Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

  367. 56:88

    فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    Faamma in kana mina almuqarrabeena

    Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

  368. 56:89

    فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

    Farawhun warayhanun wajannatu naAAeemin

    Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

  369. 56:90

    وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Waamma in kana min ashabi alyameeni

    Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,

  370. 56:91

    فَسَلَٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Fasalamun laka min ashabi alyameeni

    "Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.

  371. 56:92

    وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

    Waamma in kana mina almukaththibeena alddalleena

    Eğer, sapık yalancılardan ise,

  372. 56:93

    فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

    Fanuzulun min hameemin

    Ona kaynar sudan konukluk sunulur.

  373. 56:94

    وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    Watasliyatu jaheemin

    Cehenneme sokulur.

  374. 56:95

    إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

    Inna hatha lahuwa haqqu alyaqeeni

    Doğrusu kesin gerçek budur.

  375. 56:96

    فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    Fasabbih biismi rabbika alAAatheemi

    Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

  376. Sure Al-Hadid سُورَةُ الحديد
  377. 57:1

    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

    Sabbaha lillahi ma fee alssamawati waalardi wahuwa alAAazeezu alhakeemu

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.

  378. 57:2

    لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Lahu mulku alssamawati waalardi yuhyee wayumeetu wahuwa AAala kulli shayin qadeerun

    Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur; diriltir, öldürür. O, her şeye Kadir'dir.

  379. 57:3

    هُوَ ٱلْأَوَّلُ وَٱلْـَٔاخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلْبَاطِنُ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Huwa alawwalu waalakhiru waalththahiru waalbatinu wahuwa bikulli shayin AAaleemun

    O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.

  380. 57:4

    هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۚ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۖ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    Huwa allathee khalaqa alssamawati waalarda fee sittati ayyamin thumma istawa AAala alAAarshi yaAAlamu ma yaliju fee alardi wama yakhruju minha wama yanzilu mina alssamai wama yaAAruju feeha wahuwa maAAakum ayna ma kuntum waAllahu bima taAAmaloona baseerun

    Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.

  381. 57:5

    لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ

    Lahu mulku alssamawati waalardi waila Allahi turjaAAu alomooru

    Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür.

  382. 57:6

    يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ ۚ وَهُوَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

    Yooliju allayla fee alnnahari wayooliju alnnahara fee allayi wahuwa AAaleemun bithati alssudoori

    Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalblerde olanı bilendir.

  383. 57:7

    ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُوا۟ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسْتَخْلَفِينَ فِيهِ ۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَأَنفَقُوا۟ لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ

    Aminoo biAllahi warasoolihi waanfiqoo mimma jaAAalakum mustakhlafeena feehi faallatheena amanoo minkum waanfaqoo lahum ajrun kabeerun

    Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır

  384. 57:8

    وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ ۙ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Wama lakum la tuminoona biAllahi waalrrasoolu yadAAookum lituminoo birabbikum waqad akhatha meethaqakum in kuntum mumineena

    Peygamber sizi, Rabbinize inanmaya çağırdığı halde, Allah'a niçin inanmazsınız? Hem O, sizden söz almıştı, inanmışlar iseniz; bu çağrıya koşun.

  385. 57:9

    هُوَ ٱلَّذِى يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبْدِهِۦٓ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ لِّيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    Huwa allathee yunazzilu AAala AAabdihi ayatin bayyinatin liyukhrijakum mina alththulumati ila alnnoori wainna Allaha bikum laraoofun raheemun

    Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna, apaçık ayetler indiren O'dur. Doğrusu Allah size karşı şefkatlidir, merhametlidir.

  386. 57:10

    وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ لَا يَسْتَوِى مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ ٱلْفَتْحِ وَقَٰتَلَ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُوا۟ مِنۢ بَعْدُ وَقَٰتَلُوا۟ ۚ وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

    Wama lakum alla tunfiqoo fee sabeeli Allahi walillahi meerathu alssamawati waalardi la yastawee minkum man anfaqa min qabli alfathi waqatala olaika aAAthamu darajatan mina allatheena anfaqoo min baAAdu waqataloo wakullan waAAada Allahu alhusna waAllahu bima taAAmaloona khabeerun

    Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz? İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler, öncekiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vadetmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

  387. 57:11

    مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجْرٌ كَرِيمٌ

    Man tha allathee yuqridu Allaha qardan hasanan fayudaAAifahu lahu walahu ajrun kareemun

    Allah'a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır.

  388. 57:12

    يَوْمَ تَرَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ يَسْعَىٰ نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَٰنِهِم بُشْرَىٰكُمُ ٱلْيَوْمَ جَنَّٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Yawma tara almumineena waalmuminati yasAAa nooruhum bayna aydeehim wabiaymanihim bushrakumu alyawma jannatun tajree min tahtiha alanharu khalideena feeha thalika huwa alfawzu alAAatheemu

    İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir." İşte bu büyük kurtuluştur.

  389. 57:13

    يَوْمَ يَقُولُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱنظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ٱرْجِعُوا۟ وَرَآءَكُمْ فَٱلْتَمِسُوا۟ نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍ لَّهُۥ بَابٌۢ بَاطِنُهُۥ فِيهِ ٱلرَّحْمَةُ وَظَٰهِرُهُۥ مِن قِبَلِهِ ٱلْعَذَابُ

    Yawma yaqoolu almunafiqoona waalmunafiqatu lillatheena amanoo onthuroona naqtabis min noorikum qeela irjiAAoo waraakum failtamisoo nooran faduriba baynahum bisoorin lahu babun batinuhu feehi alrrahmatu wathahiruhu min qibalihi alAAathabu

    İkiyüzlü erkek ve kadınlar müminlere: "Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık arayın" denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azap olan bir sur çekilir.

  390. 57:14

    يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَٱرْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ ٱلْأَمَانِىُّ حَتَّىٰ جَآءَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَغَرَّكُم بِٱللَّهِ ٱلْغَرُورُ

    Yunadoonahum alam nakun maAAakum qaloo bala walakinnakum fatantum anfusakum watarabbastum wairtabtum wagharratkumu alamaniyyu hatta jaa amru Allahi wagharrakum biAllahi algharooru

    İkiyüzlüler, inananlara: "Biz sizinle beraber değil miydik" diye seslenirler. Onlar: "Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah'ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah'a karşı da ayarttı."

  391. 57:15

    فَٱلْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ مَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ ۖ هِىَ مَوْلَىٰكُمْ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

    Faalyawma la yukhathu minkum fidyatun wala mina allatheena kafaroo mawakumu alnnaru hiya mawlakum wabisa almaseeru

    Bugün sizden ve inkar edenlerden fidye kabul edilmez; varacağınız yer ateştir, layığınız orasıdır; ne kötü bir dönüştür!

  392. 57:16

    ۞ أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ

    Alam yani lillatheena amanoo an takhshaAAa quloobuhum lithikri Allahi wama nazala mina alhaqqi wala yakoonoo kaallatheena ootoo alkitaba min qablu fatala AAalayhimu alamadu faqasat quloobuhum wakatheerun minhum fasiqoona

    İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.

  393. 57:17

    ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

    IAAlamoo anna Allaha yuhyee alarda baAAda mawtiha qad bayyanna lakumu alayati laAAallakum taAAqiloona

    Allah'ın, yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiğini bilin; size, akledesiniz diye açık açık deliller anlattık.

  394. 57:18

    إِنَّ ٱلْمُصَّدِّقِينَ وَٱلْمُصَّدِّقَٰتِ وَأَقْرَضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَٰعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ

    Inna almussaddiqeena waalmussaddiqati waaqradoo Allaha qardan hasanan yudaAAafu lahum walahum ajrun kareemun

    Doğrusu, sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah'a güzel bir takdimde bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.

  395. 57:19

    وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَ ۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ

    Waallatheena amanoo biAllahi warusulihi olaika humu alssiddeeqoona waalshshuhadao AAinda rabbihim lahum ajruhum wanooruhum waallatheena kafaroo wakaththaboo biayatina olaika ashabu aljaheemi

    Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehit düşenlere, işte onlara, Rableri katında nur ve ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, cehennemlik olanlardır.

  396. 57:20

    ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌۢ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَوْلَٰدِ ۖ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ ٱلْكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمًا ۖ وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنٌ ۚ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلْغُرُورِ

    IAAlamoo annama alhayatu alddunya laAAibun walahwun wazeenatun watafakhurun baynakum watakathurun fee alamwali waalawladi kamathali ghaythin aAAjaba alkuffara nabatuhu thumma yaheeju fatarahu musfarran thumma yakoonu hutaman wafee alakhirati AAathabun shadeedun wamaghfiratun mina Allahi waridwanun wama alhayatu alddunya illa mataAAu alghuroori

    Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah'ın hoşnudluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.

  397. 57:21

    سَابِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    Sabiqoo ila maghfiratin min rabbikum wajannatin AAarduha kaAAardi alssamai waalardi oAAiddat lillatheena amanoo biAllahi warusulihi thalika fadlu Allahi yuteehi man yashao waAllahu thoo alfadli alAAatheemi

    Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.

  398. 57:22

    مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَآ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ

    Ma asaba min museebatin fee alardi wala fee anfusikum illa fee kitabin min qabli an nabraaha inna thalika AAala Allahi yaseerun

    Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap'da bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.

  399. 57:23

    لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

    Likayla tasaw AAala ma fatakum wala tafrahoo bima atakum waAllahu la yuhibbu kulla mukhtalin fakhoorin

    Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez;

  400. 57:24

    ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ ۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ

    Allatheena yabkhaloona wayamuroona alnnasa bialbukhli waman yatawalla fainna Allaha huwa alghaniyyu alhameedu

    Bunlar cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik yapmalarını söylerler. Allah'ın buyruğundan kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah şüphesiz müstağni ve övülmeğe layık olandır.

  401. 57:25

    لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَأَنزَلْنَا ٱلْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ

    Laqad arsalna rusulana bialbayyinati waanzalna maAAahumu alkitaba waalmeezana liyaqooma alnnasu bialqisti waanzalna alhadeeda feehi basun shadeedun wamanafiAAu lilnnasi waliyaAAlama Allahu man yansuruhu warusulahu bialghaybi inna Allaha qawiyyun AAazeezun

    And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.

  402. 57:26

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَٰهِيمَ وَجَعَلْنَا فِى ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلْكِتَٰبَ ۖ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ

    Walaqad arsalna noohan waibraheema wajaAAalna fee thurriyyatihima alnnubuwwata waalkitaba faminhum muhtadin wakatheerun minhum fasiqoona

    And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır.

  403. 57:27

    ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ٱبْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَٰهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ رِضْوَٰنِ ٱللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا ۖ فَـَٔاتَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ

    Thumma qaffayna AAala atharihim birusulina waqaffayna biAAeesa ibni maryama waataynahu alinjeela wajaAAalna fee quloobi allatheena ittabaAAoohu rafatan warahmatan warahbaniyyatan ibtadaAAooha ma katabnaha AAalayhim illa ibtighaa ridwani Allahi fama raAAawha haqqa riAAayatiha faatayna allatheena amanoo minhum ajrahum wakatheerun minhum fasiqoona

    Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ard arda gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da ardlarından gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk; üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu yoldan çıkmışlardır.

  404. 57:28

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَءَامِنُوا۟ بِرَسُولِهِۦ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِۦ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِۦ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    Ya ayyuha allatheena amanoo ittaqoo Allaha waaminoo birasoolihi yutikum kiflayni min rahmatihi wayajAAal lakum nooran tamshoona bihi wayaghfir lakum waAllahu ghafoorun raheemun

    Ey inananlar! Allah'tan sakının, Peygamberine inanın ki, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi bağışlasın; Allah bağışlayandır, acıyandır.

  405. 57:29

    لِّئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّن فَضْلِ ٱللَّهِ ۙ وَأَنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    Lialla yaAAlama ahlu alkitabi alla yaqdiroona AAala shayin min fadli Allahi waanna alfadla biyadi Allahi yuteehi man yashao waAllahu thoo alfadli alAAatheemi

    Kitap ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler (bu lütfa malik değillerdir); lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir.